Marmara Denizi’ndeki ortalama deniz suyu sıcaklığı her geçen yıl artış gösteriyor. Bu durum, bölgenin ekosistemini ve deniz canlılarını doğrudan etkileyerek müsilaj riskini artırıyor. Artan sıcaklıkların nedenleri ve olası sonuçları uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.
Marmara Denizi’nin neden ısındığına dair soruları yanıtlayan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, küresel ısınmanın yanı sıra endüstriyel faaliyetlerin de bu artışta rol oynadığını belirtti. Salihoğlu, 2024’ün en sıcak yıl olduğunu ancak bu yılın ortalamaya yakın seyrettiğini ekledi.
Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Marmara Denizi’nin hem Akdeniz hem de Karadeniz ile bağlantılı bir geçiş denizi olduğunu ve bu durumun sıcaklık değişimlerini etkilediğini ifade etti. Avrupa’daki sıcak hava dalgalarının etkisinin Türkiye denizlerine daha az yansıdığını ancak yine de önemli bir artış yaşandığını belirtti. Küresel ısınmanın yüksek bir başlangıç sıcaklığı yarattığını, hava koşulları ve endüstriyel soğutma sularının da bu artışı tetiklediğini söyledi.
Sıcaklık artışının deniz ekosistemi üzerindeki etkileri önemli boyutlara ulaştı. Prof. Dr. Salihoğlu, su geçişlerinin azalmasıyla denizin durağanlaştığını ve bunun müsilaj ile oksijen azlığı gibi sorunlara yol açtığını vurguladı. Kirlilik ve aşırı avcılık gibi faktörlerin üzerine sıcaklık artışının eklenmesi, canlılar için kritik bir durum oluşturuyor. Özellikle deniz tabanına bağlı yaşayan midye, istiridye, sünger ve mercan gibi göç edemeyen canlılar en büyük zararı görüyor.
Ekosistemin zayıflaması, farklı türlerin bölgeye yerleşmesine ve yerel türlerin baskı altına alınmasına neden oluyor. Prof. Dr. Salihoğlu, sıcaklık değişimlerinin balıkların metabolizmasını, beslenmesini, üremesini ve göç davranışlarını değiştirdiğini belirtti. Akdeniz’deki istilacı türlerin Marmara ve Karadeniz’e doğru yayılma eğiliminde olduğunu, daha serin ve oksijenli suya ihtiyaç duyan türlerin ise habitat sıkışması nedeniyle Marmara’dan ayrılabileceğini söyledi. Hamsi, istavrit, sardalya, lüfer ve palamut gibi balık türlerinin Marmara’daki bulunma süreleri ve göç zamanlarının değiştiğini ekledi.
Uzun vadede önlem alınmaması halinde Marmara Denizi’nde oksijen seviyesinin daha da azalacağı ve ekolojik kırılganlığın artacağı öngörülüyor. Prof. Dr. Salihoğlu, bu küresel sorunla mücadelede bilimsel yöntemlere bağlı kalınması, kirliliğin azaltılması ve koruma alanlarının artırılmasının ana öncelikler olduğunu vurguladı.
Reklam & İşbirliği: [email protected]